10.06.08
Şeffaflık
Son yılların yükselen terimleri arasında belki de bir numara. Çoğu zaman hesap verebilirlik ile birlikte anılıyor, ancak gerçekten anlaşıldığı meçhul. Özellikle politika üretimi söz konusu olduğunda, bağımsızlık da bu iki terimin hemen yanında yer alıyor. Gelin görün ki, içi boşaltılarak kullanılan bu terimler insanı bir yerden alıp başka bir yere taşımıyor. Kazayla terimleri ve bu terimlerin işaret ettiği çerçeveyi özümseyip uyugulamaya kalkarsanız da saldırıların hedefi oluveriyorsunuz. Gelenekselin, kapalının, kısıtlının dayanılmaz hafifliğine alışmış toplum, kurumsal bağımsızlığı anlayamıyor, sindiremiyor. Tartışma sürüp gidiyor. Keyfiyetin en büyük kurum olduğu bir yerde, kurumsal yönetişim sanki küfürden öte. Böyle gelmiş böyle giderden kaçmak mümkün mü? Yaşayıp görüyoruz işte, tam içindeyiz.
Şeffaflık ile hesap verebilirlik muhteşem bir ikili. Çok anlamlı bir kavramlaştırma örneği. Hesap verebilir olmak için gözlenebilir/izlenebilir olmak lazım. İkincisi olmadan ilki olmuyor. Ancak ilki olursa ikincisi belki olabilir. Bunun için ise bağımsız veya kısmen bağımsız bir iradeden söz edilebiliyor olmalı. Aksi takdirde, ne gözlenecek neyin hesabı sorulacak, pek muğlak.
Şeffaflık deyince, aklıma nedense George Orwell’in 1984′ü geliyor. Roman bir kara ütopya (karşı, karşıt veya ters ütopya, dystopia) olarak kaleme alınmış. 1948′de yazılmış ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmış. Büyük Birader’in, özelde ülkeyi yöneten partinin içi ve dış çemberleri olmak üzere herkesi bir biçimde izleyebildiği bir teknoloji şebekesinin ortasında geçiyor olaylar. Spoiler yapmadan devam edelim: sistemin enformasyon akışını denetleyen bakanlıkta yöneten tek partinin vaat ettiği fakat yerine getiremediği hedeflere ilişkin her tür eski enformasyon bir daha var olmamacasına sistemden siliniyor, yerlerine yeni versiyonları konuyor. Daha da önemlisi tüm bunlar bilgisayarlara dayalı bir sistemde değil, bizatihi kağıt üzerinde olup bitiyor. Değiştirilen enformasyonu içeren eski yayının düzeltilmiş kopyaları siz daha eski enformasyonu unutmadan kütüphane raflarındaki yerlerini almış oluyor.
Açık ki, artık hatırlanacak bir şey de kalmıyor bu kurgu dahilinde. Zira hatırlanacak şeyin en az bir kanıta ihtiyacı yok mudur? İnsan hafızasının kısırlaştırıldığı bir dünya tasviri.
Orwell romanını bir SSCB alegorisi gibi kurguluyor. Büyük Birader=Stalin denkliği ile başlayan bir matematik kurgulayın aklınızda, romanın politika-mekan örgüsü o nokta etrafında şekilleniyor. 1948′den 1984′ün görünümü olarak lanse edilen güzel bir eser.
1984′ün üzerinden 24 yıl geçti. Dünya kara ütopyanın dehlizlerinde kaybolmadı gibi görünüyor. Yoksa yanılıyor muyuz? Belki de 1984′ün orijinal sonunda herkesin bilgiye tam ve açıklıkla eriştiği bir dünya tasviri vardı, ancak bu tasvir yanıltıcı idi, insanlık tarihinde biriktirilmiş tüm bilgi saniyeler zarfında iletilebiliyordu ama içerikteki kaymalar, kavramların içinin boşaltılmasının önüne geçilemiyordu. İşin özü, belki de, bilgiyi silip yenisiyle değiştirmek maliyet etkin olmadığından, salt kavramları boşaltmak gibi bir üretim tekniğine geçilmiş olamaz mı? 1984′ün orijinalini silen ve sonu yeniden yazarak raflara sürenler pek akıllı olmalılar. En azından, kara ütopyayı satırların arasında yaşatacak kadar akıllı.
Şeffaflık da bu satırların arasında bir yerde kaldı gibi görünüyor.